16 Şubat 2015 Pazartesi

Makedonya - Yunanistan

Sonunda bu yazıyı yazabildiğim için ne kadar heyecanlıyım bilemezsiniz!!!!

Makedonya - Kosova- Yunanistan turu yapalı 3 yıl oldu. Unuttuğum çok şey olmuştu haliyle ama fotoğraflara bakınca anılarım tekrar canlandı. Tekrar yürüdüm o sokaklarda, güneşin sıcaklığını tekrar hissettim, nasıl hayran kaldığımı şaşkınlıkla fark ettim. En tuhafı da, özlemişim oraları çok. Bir daha olsa, hiç düşünmeden yine giderim. Çok güzel şeyler katmış bana. O yüzden herkesle paylaşmak istedim :) Keşke güzel ülkemin toprakları olarak kalsaymış oralar. Çok duygusal bir şekilde yazıyorum bu yazımı...

Siyah kaplı bir defter vermişlerdi bize, gittiğimiz yerler hakkında bir şeyler yazmak için. İyi ki yazmışım o deftere. Yazdıklarımı unutmuşum gerçekten, şimdi okumak çok keyifli oluyor. Sizinle de paylaşıcam bir kaç satır :)

Karaağaç'ta sınırdayız. Saat 00.20 ... Üsküp'te 400 Kırklareliliyle yürüyüşe katılacağımızı öğrendik. Bu arada Yunanistan'da eğer bir ölüm olursa otobüslere kilise ve haç işareti konuluyormuş, bunu öğrendik.

01.05 ... Yunanistan'dayız.

400 kişiyle birlikte olduğumuzu unutmuşum. Yazmasaydım asla hatırlayamazdım. Ayrıca otobüs konusunda hatırladığım kadarıyla şarap falan da konuluyormuş otobüsün arkasına. İlginç bir gelenek :)


Yunanistan'ı geçip doğrudan Makedonya'ya gittik. Yazdığıma göre 08.25 gibi Makedon gümrüğüne gelmişiz. 100 km daha yol varmış :) 
Makedonya yemyeşil bir yer. Şehirler yüksek dağlarla çevrili orada, insan ilk başlarda kendini kötü hissediyor. Dağların arasında hapis olmuşsun gibi. Ancak alıştıktan sonra o manzarayı bile özleyecek duruma geliyor.

Makedonya ,%75 i dağlık bir ülke..

Yolda mezarlıklar görmüşüm. Yunanistan ve Makedonya'da gördüklerim birbirlerinden çok farklıymış. Evet, Yunanistan'daki mezarlıklar çok gösterişliydi.


Yolculuk otobüs ile 14 saat sürüyor. Ne kadar eziyetli olduğunu şu geçen 3 yıl sayesinde unuttum, çok şanslıyım doğrusu :)) Bu fotoğraflara baktıkça sadece güzellikleri  hatırlıyorum *-*



Makedonya'nın başkenti Üsküp ve simgesi bu heykel... Lanet olsun, bir türlü tam halini alamamışım -_- Herhalde uzaktan çekmeyi akıl edemedim, olduğu kadar diyelim. Oldukça geniş bir meydan. Üsküp'ün en güzel yeri.Gittiğimiz gün fazlaca hareketliydi.


Biz 'Makedonya'da Trakya Günleri' etkinliği adı altında gittiğimiz için, eğlenceli şenlikler hazırlanmıştı. En tatsız kısmı bu meydana kadar sıcakta yürüyüştü. O sıcağı unutmam mümkün değil, hepimiz öldük tam anlamıyla :) Bizimle birlikte Kırklareli'nden gelen halk oyunları ekibi de ortaya şahane görüntüler çıkarmıştı. Üsküp Meydanı'na Türk harekatı!!***

Şaka şaka, orada gördüğümüz satıcıların hatta yoldakilerin çoğu Türk'tü zaten. Kime bir şey sormaya kalksak Türk çıktı. Böyle olması da ayrı bir gururlandırıyor insanı :)


Namık Kemal Heykeli



Bu heykeli niye oraya koymuşlar hiçbir fikrim yok :)


Dağın üstündeki haç, her yerden görülebiliyor.


Makedonyalı Büyük İskender heykeli... Yunanistan'da olanın daha büyüğünü yapıp Büyük İskender'in oraya ait olduğunu kanıtlama çabası.. O zamanlar inşaatı hala devam ediyordu, şimdi ne durumdadır bilmem **

Ne çok heykel varmış o meydan da.. *-*

Anlatmadan geçemeyeceğim bir ayrıntı: Öğle yemeğimiz berbattı. İçtiğim ayran kadar rezil bir şey daha olamaz. Sanırım direkt sütten yapıyorlarmış. Aramızdan hiç kimse içemedi. Oradaki insanlara yemek konusunda çok acıdım. Benim güzel ülkem gibisi yok *-*


Kosova'ya hoşgeldiiniiizzz... Çok garip bir yer burası. Hoşlandığımı söyleyemem, katetmesi gereken çok yol var sadece. Fazlaca geri kalmış bir yer. Burada da çok fazla Türk'e rastladık. Makedonya'dan ayrılması hiç hoş olmamış. Sınırda beklemek hiç hoş değildi. Sanırım o yüzden sevemedim. Aynı gün gidip döndük, yol çok fazla yordu beni. Fazla da kötülemek istemiyorum :))***



Kosova'nın başkentinin adını hatırlamadığım için utanıyorum şuan. Her neresiyse şehir bu kanalla ikiye bölünüyor işte. İsmi lazım değil :)))



Gayet normal ve masum görünen bu çeşme hiç de göründüğü gibi değil. Yemek yediğimiz yerin hemen karşısında olduğu için sürekli bunu izledim. İnsanlar geliyor, ağızlarını çeşmeye yapıştırıp öyle su içiyor. Evet, sıraya girip herkes aynı şeyi yapıyor. Buna kültür demek biraz zor geliyor açıkçası. O kadar midem bulandı ki, ellerimi bile yıkayamadım orada. Umarım mikrop falan kapmıyorlardır birbirlerinden :)



Türk evleri ve camiileri sık sık karşımıza çıkıyor.


Yıkılmış bir camii, sadece minaresi kalmış.


Kosova'da ilk defa bir tekkeye gittim. Çok ilginçti, benim için çok farklı bir deneyimdi. Kendimi gerçekten çoook eski zamanlara dönmüş hissettim. Hala korunması çok güzel, en azından tarihi yerlere kıymet veriyorlar orada.


Kosova o kadar yorucuydu ki, Makedonya'ya döndüğümüzde bu oda bana cennet gibi göründü. Yol çok çok çok çok uzundu, hepimiz arabada uyuduk zaten. Odaya çıkana kadar öldük öldük.Nasıl erkenden kalkabildim bu yataktan şuan aklım almıyor :)


Otel odasından şehrin görüntüsü.


Makedonya'da Trakya Günleri *-*


Yazın ortasında olmamıza rağmen dağların üstünde karlar vardı!!!


Bu camiinin Tetova'da olduğunu tabiki ben hatırlamıyorum, ama deftere yazmışım. Normal şartlarda hatırlayabilmem mümkün değil :)) Ayrıca Tetavo'da içimin daraldığını da yazmışım. Her yer dağ, ortasında bir şehir.. Üstte de bahsettiğim gibi. O zamanlar güzel bir tarafı yoktu. Çığlık atma hissi uyandırıyordu -_-

2 BAYAN'ın yaptığı bu camii beni çok etkiledi. Yumurta akıyla inşaatı yapmışlar, fırçayla bu şekilleri özenle yapmışlar. Ve ortaya küçük ama harika bir şaheser çıkmış. Gurur duydum, saygı duydum. 


Defterim yardımıma koşup gerekli bilgileri veriyor: Alaca Camii, 2 kız kardeş tarafından yapılmış. Gerçekten muhteşem. Türbeleri hemen camiinin yanında. İsimleri Hurşide ve Mesude Hatun. İşlemeler tamamen el emeği....

Kadın elinin değdiği belli...


Sonraki durak Ohrid !!! Makedonya'nın incisi.. Kelimelerle anlatılamayacak kadar muhteşem bir yer. Fotoğrafın eksiği var, fazlası yok *-*


Ohrid Gölü, tamamen tatlı sudan oluşuyor ve gerçekten inanılmaz bir büyüklükte. Rehberin dediğine göre olası bir su savaşında Avrupa'nın saldıracağı ilk yermiş. Haklı... Yarısı Arnavutluk'un, yarısı Makedonya'nınmış. Bayıldım. Destansı bir yerdi !!!




Çektiğimiz her fotoğraf o kadar güzel çıkıyor ki, aralarından seçmek çok zor oldu. Gizli bir cennet var burada *-*


Burada yemek yedikten sonra sandalla gezintiye çıktık. Gezinin en zevkli kısmıydı. Ohrid'te çok fazla satıcı vardı. İnciler, deniz kabukları, süs eşyaları...Ancak söylemem gerek, fiyatları inanılmaz uçuktu. O yüzden hiç kimse bir şeyden almadan döndü :) Mutlaka görmeniz gereken yerlerin arasındadır Ohrid ...


Bu kiliseyle ilgili bütün grubu gülmekten kıran bir anımız var. Biz gezinirken bir kadın geldi, kilisenin duvarlarını öpüp yalamaya başladı. Asla unutamayacağım bir görüntü, KORKUNÇTU ****


Hangi şehir olduğunu hatırlamıyorum, bulvarında gezdik. O kadar güzeldi ki... Alışveriş deyince akan sular duruyor tabii. Hediyelik eşyalarımızı oradan aldık. Şehrin adını hatırlamadığım için çok üzgünüm. En çok o bulvar hoşuma gitmişti. Sonra Elveda Rumeli'nin setinin yakın olduğunu söylediler. Oraya gitmeye karar verdik. Baya yokuş çıktık. Bu görüntüyle karşılaştık. Antik tiyatro :)


Elveda Rumeli dizisindeki kaymakamlıkmış.Ben hiç izlemediğim için ilk defa gördüm. Belki bilen vardır :)


Atatürk'ün lisesi. Manastır Askeri İdadi'si. Burada Atatürk'ün ilk aşkı Eleni'nin ona yazdığı mektubu dinledik. Seni ölene kadar seveceğim diyen kadın hepimizi ağlattı. Bilmiyorum ne kadar gerçek bir hikayedir. Dolmabahçe'de de bir mektup varmış. Ölene kadar mektuplaştıkları söyleniyormuş. Doğruluğunu tam olarak bilmesem de çok duygulandım


Atatürk'ün üniformaları..


Lisenin içinde çok anlamsız şeyler vardı. Burayı bir müze yapmışlar ama Atatürk'ün lise hayatıyla ilgisi yok. Belki maketler, canlandırmalar koyabilirlerdi. Buraya gereken önem verilmiyor. Bazı odalar kapalıydı, çok bakımsızdı. İnsanı hayrete düşürüyor ve çok üzüyor. Ben kahroldum orayı o şekilde görünce. Sahip çıkmalıyız, bizim tarihimiz bu.


Veee sonunda Yunanistan- Selanik !! Aşık olduğum şehir *-*


Atamızın evini ziyaret etmeden olmazdı. Karşısında olmak... Gerçek gibi değildi, benim için gittiğimiz en önemli yerdi. Hepimiz çok duygulandık. Sokağa öylece baktım, çocukluğunda denize doğru koşturduğunu düşündüm.. Bir zamanlar ''O'' da çocuktu.. Saygıyla, özlemle andık atamızı.




Kelimelere gerek yok, fotoğraflar çok şey anlatıyor. Tam bir turizm ülkesi Yunanistan. Aşık ediyor insanı, engel olamıyorsun *-*



Bu heykeldeki amcamızın da bir hikayesi vardı, unuttum. Üzüldüğümü söyleyemem :) Heykelin hemen yanında evi vardı. Kötü biri gibi kalmış aklımda niyeyse. Biz manzarayı izledik, heykeli es geçtik :)



Yüksekten bakın bir de bu muhteşem yere *-*


İskeçe olması gerek burasının. Bizim o taraflara uzak değil. Dönüş yolunda. Duyduğuma göre Rio karnavalını aratmayan bir karnaval düzenleniyormuş burada. Gitmeyi çok isterim *-*


Sokaklarını şöyle bir dolaştık :)


İskeçe- Gümülcine arasında sanırım.. Bir kuş cenneti :) 


Hemen yanında iki kilise var. Ama gölün ortasında. Uzun, gerçekten upuzun bir köprüyle gidiliyor


Bu kilisede fotoğraf çekmek serbestti, diğerinde yasaktı. Diğeri bunu ona katlayacak görkeme sahipti. Ondan çok fazla etkilenmiştim *-*

Çok uzun bir yazı oldu, anlatacaklarım hala bitmemesine rağmen artık noktayı koymalıyım. Çok özledim, tekrar gitmek istiyorum :)

Herkese de tavsiye ederim. Hala okumaya devam edenlere çooook teşekkürler ve musmutlu günler :* :*

Hepinize daha daha güzel geziler dilerim :)





5 yorum :

  1. Çok etkikeyici yerler vardı özellikle selanik :)) tarihimize saygı göstermemeleri çok sinir bozucu :(

    YanıtlaSil
  2. Beraber gidelim!! Bence saygı göstermeyen biziz... Bizim korumamız gerek orayı

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında evet haklısın bizim sahip çıkmamız gerek

      Sil