12 Nisan 2016 Salı

Kaiken

Bu aralar hiç yazı yazmak gelmiyor içimden. Ama her gün buraya gelip başkalarının bloglarını okuyunca kıskanıyorum. Ben niye yazamıyorum böyle devamlı deyip  atıyorum kendimi bilgisayarımın önüne.

İşin şakası tabi bu :)

Eniştem geceleri çalıştığında ablamın yanında kalıyorum. Birlikte takılıyoruz haftasonları. Ben onu bildim bileli alıp okumadığı, baş ucunda süs olarak kullandığı bir kitap vardı. Tozunu alıp geçiyordu sadece :) Düğün falan da araya girince kaldı öyle.  Cumartesi günü dedim orada duracağına ben okuyayım. Zaten çok merak ediyorum.

Kahvaltıdan sonra ( Bizim kahvaltımız
öğle ikiden sonra) başladım  "Kaiken" i okumaya. Yazarı o kadar, o kadar seviyorum ki! Bir de Japonya yoğunluklu bir kitap olunca elimden düşüremedim. 3 tane yarım kitabım olduğu halde bu kitap gece 3.30 gibi bitti.

İnsanı ters köşe yapmak konusunda o kadar usta bir yazardan bahsediyoruz ki, her sayfada katilin başka biri olduğunu düşünüyorsun.

Spoiler vermeden anlatmam gerekirse, hamile kadınları öldürüp fetüslerini yakan bir katilin peşindeki bir polis etrafında gelişiyor olaylar.

Polisimizin evliliğinde de sorunları var, boşanma evresinde. Bir yandan da onunla uğraşıyor.

Siyah Kan'dan sonra Grange'ın en sevdiğim kitaplarından biri olarak kalbimde yerini aldı.
Şimdiye kadar niye alıp okumamışım diye düşünüp üzüldüm.
Kendimi o kadar kaptırdım ki, gece rüyama girecek diye ödüm koparak uykuya daldım açıkçası .

Yaklaşık bir yıldır tavuk gibi erkenden yatan biri olarak (yorgunluğuma veriyorum yoksa hiç yapar mıyıım) ilk kez o kadar geç saate kadar durup kitap okudum. Hem de soluksuz bir şekilde, tek bir sayfada sıkılmadan.

Tek eleştirim, yazarımız keşke sonlarını uzatsa biraz kitaplarında, ne olup bitiyor bilsek. Bizim hayal dünyamıza bırakıyor hep.

Yeni kitabını merakla bekliyorum!




Hiç yorum yok :

Yorum Gönder